30 Ocak 2010 Cumartesi

basılı tuttum....


Çok yoğun olduğumdan blog'la pek ilgilenemiyorum ama o kadar da değil. Neler oldu bilsen diye başlayıp anlatacaklarım da fazla değil. Sadece bahsetmek istedim.

Çok eski ama yeni bir şarkı keşfettim şu ocak ayında.. "MFÖ - Hep Böyle Sev", şarkı değil yani söz yok enstrümantal bir parça, dinle bak seversin sende..

Geçen hafta sonu hemşire bir kızla tanıştım. Hoş, kibar bir bayan. Kendisi ambulansta görevliymiş, işinin zorluğundan falan bahsetti. Böyle bir iş yapan kişi sevgilin olsa hiç ilişkinde hiç sorun yaşamazsın herhalde. Nerde buluşçaz, saat kaçta buluşacağız, telefonun kapalı bilmem ne yok, Ara 112'yi gelsin hemde 24 saat :D ahaha süper ya bir an böyle düşündüm gerçekten. Sonra kendime geldim...

Yeni tanıştığım bir arkadaşım dedi ki, modaya bakışın nasıl? Bu o sorouyu bana sorduktan sonra benim kafamda da sorular oluştu, neden böyle birşey söyledi ki? Çok mu güzel giyiniyorum? yada tam tersi mi? Yada insanların giydikleri hakkındaki düşüncelerim mi? Allah Allah, banane canım dedim, moda ile pek işim olmaz ki benim, mavi jeans'in kotları güzel birde yeni çıkan herşey çok çirkin. Moda diye birşey var evet, bunu insanların çoğuna bakıp görebiliyorum, bak mesela daha 1-2 senedir yeni icat olan birşey çıktı, herkes boynuna poşu doluyor. Ben acaba kendi kendime diyordum , filistin savaşını mı protesto ediyolar acaba, filistinlilere bizde yanınızdayız mı diyorlar acaba gibisinden düşünürken zaman içinde alakası olmadığını gördüm. Birde geçen otobuste bir kadının boynundaki kolyeye takıldı gözüm, burçin yazıyordu, altın böyle el yazısı. Ne kadar farklı zevkler var deme... Sırtında da seri numarası var mıdır ki? Yada başka bir yerinde.. Neyse banane.. Moda ile alakam yok, hissettiğim gibi yaşıyor ve öyle giyiniyorum. Geçen hafta radikal gazetesinin cumartesi ekinde vardı üşümek ayıp mı günah mı diye? Bak orda moda ile alakası olan kişiler güzel yazmış, hatta bir taneside kış geldimi lahana gibi kat kat giyiniyoruz demiş. Seviyorum bu modacıları.

Bugün kendime kahve hazırlamak için mutfağa gittim, bizim ajansın mutfağı karşı binadaki kuaför olması ihtimal bir kata bakıyor.. Bugün farkettim.. Kadınlar saçlarına müdahale ettiriyorlar.. Ne güzel bir ortam.. Annem küçükken beni kendi kuaförüne götürürdü, o saçlarını yaptırırken ben ordaki kadın dergilerini kurcalardım.. Bu yüzden anlıyorum dillerinden galiba.. Yok yok, o zaman okumam yazmam yoktu korkma. Olsa da zaten ne saçma şeylerden bahsedeceğini şimdi de biliyorum. Keşke yine götürse beni annem kuaföre.. Hiç sıkılmam.. Valla bak...Birde günlere götürürdü o zamanlar beni, daha okula bile gitmiyorum, günlerde kadınlar neler neler konuşuyorlardı varya o yaşta kanım donuyordu,, dün gece bizim herif sabaha kadar uyutmadıdan tut, oda bişeymi bizimkisi.. diye verilen cevaplar. Eveet, neler neler. Annem hadi oğlum sen kadeşlerle oyna bak derdi bizi öbür odaya gönderirlerdi. Ne oldu şimdi hepsini hatırlıyorum bak. Ulan hatırladığım şeylere bak ya.. Dur eski mahalleye gittiğimde uğrayayım o teyzelere, senin bey ne yapıyor diye bir sorayım...

Bizim ajansın altında bir bakkal var, kış olduğu için doloabı çalıştırmıyor fok balığı. Ne zaman kola alsak sıcak, nasıl küfür ediyorum biliyor musun? Tansaş var biraz uzak git gel 15dk zaman kaybı yaşamayalım diye ama böylede olmaz ki. Eskiden toplu alır dolaba koyardık, kışa girerken buzdolabı bozulduğu için önümüz kış nasılsa dedik yenisini almadık ama hata etmişiz. Kış olsa bile dolabını çalıştırmayan bakkallara nalet ve lanet olsun ! Tırnakları korusun, özleri beter olsun.

Bardaklardaki kahve lekerini domestos çıkarıyor. bulaşık deterjanı bitmiş 2-3 bardak vardı, arkadaşlar gelicekti domestosla yıkayayım dedim bir baktım pırıl pırıl oldu.. Ev hanımları, siz uyuyun hala!

Para biriktirip araba almaya karar verdim, son sürat giderken birden vitesi geriye alıcam bakalım ne olacak. Birşey olmaz ise Bill ile içinde pearl jam dinlicez. İstanbulda.

Saçma salak yerlere gideceğimize adam gibi yerlere gitmek istiyorum, karar verdim bu yaz sürmene'deyim. Kardeniz ve karadeniz'in insanlarını seviyorum. Ha punu böyle bilin da!

Sinemaya yanlız gitmek gibisi yok !

Bazen başım öyle ağrıyor ki, darbeli bir matkap alıp kafatasımı delmeyi düşünüyorum. Kan akar ama değil mi?

...
Ocak ayı raporu yukarıda tarafımdan belirtilmiştir.

17 Ocak 2010 Pazar

“hayâtü’d-dünyâ”

“Dünyâ” kelimesi, Kur’ân-ı Kerim’de 115 yerde geçer Dünyâ kelimesinin kökü olan “ednâ ve türevleriyle birlikte bu sayı, 133’e yükselir “Dünya hayatı” anlamındaki “hayâtü’d-dünyâ” terkibi ise, 67 âyette kullanılır “Ednâ” kelimesi Kur’an’da küçük, az veya eksik (58/Mücâdele, 7; 73/Müzemmil, 20), daha uygun, daha münasip, daha yakın (2/Bakara, 282; 5/Mâide, 108; 33/Ahzâb, 51), daha değersiz, âdi, hayır yönünden daha az (2/Bakara, 61; 32/Secde, 21), yakın mekân, yer olarak daha yakın (30/Rûm, 3) gibi anlamlarda kullanılmaktadır

Kur’an dünya ile âhiret arasında bir tercih olursa, elbette âhiretin tercih edilmesini emrediyor Çünkü âhiret hayatı daha hayırlı ve daha kalıcıdır (93/Duhâ, 4) Dünya hayatını âhirete tercih edenler, uzak bir sapıklığa düşerler (14/İbrahim, 3) ALLAH’ın hükümlerine kulak vermeyip âhireti unutanlar, dünyaya karşılık âhireti satanlardır Böyle bir alış-veriş hiç de kârlı değildir (2/Bakara, 86) Müslümanlardan bazıları da âhiretlerini kazanmak için dünyalarını satarlar Kur’an, ALLAH yolunda cihad etmenin bu anlama geldiğini ve böylelerinin büyük bir sevaba kavuşacaklarını haber veriyor ALLAH yolunun şehitleri bu çok kârlı alış-verişin canlı örneğidir (4/Nisâ, 74)

Kur’ân-ı Kerim’e göre dünya hayatı, bir oyun (oyalanma) ve bir eğlencedir (6/En’âm, 32; 47/Muhammed, 36, vd), aldatıcı bir metâ (fayda, alınıp satılan şey) (3/Âl-i İmrân, 14, 185; 9/ Tevbe, 38, vd), geçici ve önemsizdir (4/Nisâ, 77) Dünya hayatı, yağmurla biten ve yeşeren, sonra da bir doğal âfetle yok olup giden ekin gibidir (10/Yûnus, 24; 18/Kehf, 45) Oyun, oyalanma, eğlence ve bir süs olmasının yanı sıra; mal ve çocuk bakımından bir övünme ve bir çoğalma yarışıdır O, aldatıcı bir geçinme aracıdır (57/Hadîd, 20) Mal sahibi olmak, çocuk edinmek ve diğer sahip olunan şeyler, aslında dünya hayatının süsüdür Ancak, varılacak yerin en güzeli, mutluluğun en şahanesi ALLAH’ın katındadır (3/Âl-i İmrân, 14) Dünya hayatı, bu gibi özellikleriyle aldatıcı, oyalayıcı, gaflete düşürücü, asıl maksattan uzaklaştırıcı, gelip geçici ve vefâsızdır

Din, dünyada yaşanır, âhiret dünyada kazanılır Dünya bir imtihan alanıdır, o yüzden dünyayı âhiret için yaşamalıdır Ebedî saâdet bu dünyada kazanıldığı için dünya hayatı çok değerlidir Kıymeti bilinmeli, ömür boşa harcanmamalıdır Kur’an’da dünya için “bugün” âhirete de “yarın” denilmiş, âhiretin bir gün kadar yakın olduğu ve ona azık hazırlanması istenmiştir (59/Haşr, 18) Bütün bunlarla birlikte Kur’an, dünyadan el etek çekilmesini emretmez “Yerde ne varsa hepsini sizin için yaratan ALLAH’tır” (2/Bakara, 29) buyurur Kur’an, bize çalışmayı emretmiş, dünya nimetlerinden meşrû şekilde istifade etmemizi tavsiye etmiştir: “Namaz kılındıktan sonra yeryüzüne dağılın ve ALLAH’ın lütfundan (nasibinizi) arayın ALLAH’ı çok zikredin/anın ki kurtuluşa eresiniz” (62/Cum’a, 10) Dünyadan nasibimizi unutmamamızı hatırlatır (28/Kasas, 77)

Kur’an’da “arz”, coğrafî, “dünya” ise dinî ve ahlâkî bir terim olarak yer almış; dünya kötülenir veya hafife alınırken kozmik varlığı değil; burada sürdürülen ve âhiret kaygısını geri plânda bırakan hayat tarzı kastedilmiştir Dünya, sahih hadislerde de bu anlamda kullanılır Kur’an’da kötülenen dünyadan maksat, madde ve şahsî çıkardır Mal, mevkî, şehvet, lüks ve israf gibi tutku ve eğilimler kınanırken; mânevî değerlere ve uhrevî hayata bağlılık gösterilmesi istenmiştir