25 Aralık 2010 Cumartesi

Ortaçgil'in yeni albumu...


Ortaçgil'in yeni album çıkardığını ilk radikal gazetesinden eray aytimur'un haberinden öğrendim, ardından netten indirdim ve onunda ardından gidip satın aldım.. Genelde böyle yaparım, alacağım bir albumu önce indirip dinlerim, beğenirsem satın alırım.. Mesela bu albumü indirip dinlediğimde gerçekten kendimi iyi hissettim, arşivimde bulunmalı dedim.. Klasik, "pencere önü, haydi gel suna ablaya gidelim, bir merhaba diyelim, şarkılarının büyümüş, abileşmiş hali bana göre bu albumdeki şarkılar..

19 Aralık 2010 Pazar

Çocukluğunu Özleyenlere...

Bir zamanlar Hansel ve Gretel adında iki kardeş varmış. Anneleri onlar daha bebekken ölmüş. Odunca olan babaları, anneleri öldükten birkaç yıl sonra tekrar evlenmiş. Oduncunun yeni karısı hali vakti yerinde bir aileden geliyormuş. Ormanın kıyısında virane bir kulübede oturmaktan ve kıt kanaat yaşamaktan nefret ediyormuş. Üstelik üvey çocuklarını da hiç sevmiyormuş.
Hansel ve Gretel çok soğuk bir kış gecesi, yataklarına yatmış uyumaya hazırlanırken, üvey annelerinin babalarına, “Çok az yiyeceğimiz kaldı. Eğer bu çocuklardan kurtulmazsak, hepimiz açlıktan öleceğiz,” dediğini duymuşlar.
Babaları bağırarak karşı çıkmış. “Tartışmaya gerek yok,” demiş karısı. “Ben kararımı verdim. Yarın onları ormana götürüp bırakacağız.”
“Endişe etme,” diyerek kardeşini teselli etmiş Hansel. “Evin yolunu buluruz.” O gece Hansel geç saatlerde gizlice dışarı çıkmış ve cebine bir sürü çakıl doldurmuş.
Sabah olunca, ailece ormana doğru yürümeye başlamışlar. Yürürlerken Hansel cebindeki çakılları kimseye fark ettirmeden atıp, geçtikleri yolu işaretlemiş. Öğle üzeri babalarıyla üvey anneleri onlar için bir ateş yakmışlar ve hemen geri döneceklerini söyleyip ormanın içinde yok olmuşlar. Tabii geri dönmemişler.
Kurtlar etraflarında ulurken tir tir titreyen Hansel ve Gretel ay doğana kadar ateşin yanından ayrılmamış. Sonra ay ışığında parlayan çakılları izleyerek hemen evin yolunu bulmuşlar.
Babaları onları görünce sevinçten havalar uçmuş. Üvey anneleri de çok sevinmiş gibi davranmış ama aslında kararını değiştirmemiş. Üç gün sonra onlardan kurtulmayı tekrar denemek istemiş. Gece, çocukların odasının kapısını kilitlemiş. Bu sefer Hansel’in çakıl toplamasına izin vermemiş. Ama Hansel zeki bir çocukmuş. Sabah ormana doğru yürürlerken, akşam yemeğinde cebine sakladığı kuru ekmeğin kırıntılarını yere saçıp arkasında bir iz bırakmış.
Öğleye doğru üvey anneleriyle babaları çocukları yine bırakıp gitmişler. Onların geri dönmediklerini görünce, Hanse ve Gretel sabırla ayın doğup yollarını aydınlatmasını beklemişler. Ama bu sefer geride bıraktıkları izi bulamamışlar. Çünkü kuşlar bütün ekmek kırıntılarını yiyip bitirmişler.
Bu defa çocuklar gerçekten de kaybolmuşlar. Ormanda, üç gün üç gece, aç açına ve korkudan titreyerek dolanıp durmuşlar. Üçüncü gün, bir ağacın dalında kar beyazı bir kuş görmüşler. Kuş onlara güzel sesiyle şarkılar söylemiş. Onlar da açlıklarını unutup kuşun peşine düşmüşler. Kuş onları tuhaf bir evin önüne getirmiş. Bu evin duvarları ekmekten, çatısı pastadan ve penceleri şekerdenmiş.
Çocuklar tüm sıkıntılarını unutmuşlar ve eve doğru koşmuşlar. Tam Hansel çatıdan, Gretel de pencereden bir parça yiyecekken içeriden bir ses duyulmuş: “Evimi kim kemiriyor bakiim?” Bir bakmışlar kapıda dünya tatlısı yaşlı bir teyze. “Zavallıcıklarım benim,” demiş kadın, “girin içeri.” İçeri girmişler ve hayatlarında hiç yemedikleri yiyecekleri yemişler. O gece kuş tüyü yataklarda yatmışlar.
Fakat sabah her şey değişmiş. Yaşlı kadın dikkatsiz çocukları tuzağa düşürmek için evini ekmek ve pastadan yapmış bir cadıymış meğer. Hansel’i saçlarından tuttuğu gibi yataktan kaldırmış ve onu bir ahıra kilitlemiş. Sonra da Gretel’i sürüye sürüye mutfağa götürmüş.
“Kardeşin bir deri bir kemik!” demiş cırtlak bir sesle. “Ona yemekler pişir! Onu şişmanlat! Eti budu yerine gelince ağzıma layık bir yemek olacak! Ama sen hiçbir şey yemeyeceksin! Bütün yemekleri o yiyecek.” Gretel ağlamış, ağlamış, ama çaresiz cadının söylediklerini yapmış.
Neyse ki Hansel’in aklı hâlâ başındaymış. Gözleri pek iyi görmeyen cadıyı kandırmaya karar vermiş. Cadı şişmanlayıp şişmanlamadığını anlamak için her sabah Hansel’in parmağını yokluyormuş. Hansel de parmağı yerine bir tavuk kemiği uzatıyormuş ona. “Yok, olmaz. Yeterince şişman değil!” diye bağırıyormuş cadı. Sonra da mutafa gidip Gretel’e daha fazla yemek yapmasını söylüyormuş.
Bu böyle bir ay sürmüş. Bir gün artık cadının sabrı taşmış. “Şişman, zayaf fark etmez. Bugün Hansel böreği yapacağım!” diye haykırmış Gretel’e. “Fırına bak bakalım hamur kıvama gelmiş mi!” Korku içinde yaşamasına rağmen Gretel’in de Hansel gibi hâlâ aklı yerindeymiş. Cadının onu fırına iteceğini anlamış.
“Başımı fırına sokamıyorum! Hamuru göremiyorum!” diye sızlanmış. Cadı elinin tersiyle Gretel’i hızla kenara itmiş ve başını fırına sokmuş. Gretel bütün gücünü toplayıp yaşlı cadıyı fırının içine itmiş, sonra da arkasından kapağı kapamış.
Hansel böylece kurtulmuş, ama hâlâ eve nasıl gideceklerini bilmiyorlarmış. Tekrar ormana dalmışlar. Bir süre sonra karşılarına bir dere çıkmış. Bir ördek önce Hansel’i sonra da Gretel’i karşı kıyıya geçirmiş. Çocuklar birden bulundukları yeri tanımışlar. Hızla evlerine doğru koşmuşlar.
Onları karşısında gören babaları çok mutlu olmuş. Sevinç gözyaşları içinde, onları ormanda bıraktıktan kısa bir süre sonra o acımasız üvey annelerinin ailesinin yanına gittiğini söylemiş. Yaptıkları için üzüntüden nasıl kahrolduğunu anlatmış.
Babalarını bir sürpriz daha bekliyormuş. Hansel ceplerinden, Gretel de önlüğünün cebinden cadının evinde buldukları altın ve elmasları çıkartmışlar. Ailenin tüm sıkıntıları sona ermiş böylece. O günden sonra da ömürlerini mutluluk içinde sürdürmüşler.

Otobus


öğrencilik günlerim güzeldi.

20 Kasım 2010 Cumartesi

iki dil bir bavul ve süper bakan

Yapılması gereken işlerden pek fazla zaman kalmıyor film izlemeye, ama fırsatını bulunca kaçırmıyorum. İki dil bir bavul diye bir filmden bahsetmek istiyorum, çoğunuz biliyordur konuyu, ama bilmeyenler için; kendi sitelerindeki sinopsisi buraya yazayım :

İki Dil Bir Bavul üniversiteden yeni mezun olmuş ve uzak bir Kürt köyüne atanmış Türk öğretmenin bir yılını, onun okula yeni başlayan ve Türkçe bilmeyen çocuklarla yaşadıklarını anlatır. Bir yıl boyunca öğretmenin farklı bir topluluk ve kültür içindeki yalnızlığına, çocuklar ve köylülerle yaşadığı iletişim problemine, çocuklardaki değişime tanık oluruz. Bu süreç boyunca öğretmen ve çocuklar birbirlerini yavaş yavaş tanımaya ve anlamaya başlarlar.

Şimdi film bizim gibi konuya uzak olan arkadaşlar için yüzümüzde tebessümlere sebep oluyor; ama bu gülümsediğimiz mevzular, ülkenin en büyük sorunu eğitim ise, (ki kesinlikle öyle) bunu açıkça gözler önüne seriyor. Devletin çözmesi gereken bu sorunları; yeni mezun olmuş öğretmenlerin üzerine yıkması, eğitim ve eğitim sistemine verilen önemin bir göstergesi.

Gece gece aklıma takıldı; milli eğitim bakanımız nimet çubukçu bu filmi izlemişmidir, izlemişse yorumu ne olmuştur acaba diye nette dolaştım biraz. Bir fotoğrafa denk geldim; bırakın filmi izlemeyi kendisinin ne kadar ilgili, samimi, candan ve hoşgörülü biri olduğunu aşağıdaki "milli eğitim bakanı öğretmenin sorununu dinliyor" adlı fotoğraftan görebilirsiniz.

Bu fotoğrafta gördüğünüz soldaki bayan milli eğitim bakanımız; sağdaki ise filiz adında sözleşmeli bir öğretmen, filiz öğretmen soruyor kendisine :

“Öğretmenlerimizi, ülkemizde sözleşmeli ve kadrolu öğretmenler olarak siz bölmediniz mi? Nasıl oluyorda sizler şimdi eşitlikten ve haktan bahsediyorsunuz. Madem aynı işi yapıyoruz nasıl eşitiz. İşimizi yaparken neden aynı ücreti alamıyoruz. Siz sözleşmeli öğretmenliği kaldıracağınızı söylediniz, fakat hâlâ sözleşmeli öğretmen alıyorsunuz”

Bakanımızda cevap veriyor: Siz de sözleşmeli olmasaydınız!

Bu haberin tamamını okumak için Radikal gazetesindeki bu linke bakabilirsiniz.


10 Kasım 2010 Çarşamba

Kozmik Rezillik

Gazeteci Abdi İpekçi'nin katili TRT'ye çıkmış, para almış almamış vs. tüm bu utanç verici tartışmalar bir yana bir an kendinizi Abdi İpekçi'nin kızının yerine koyun? Babanız biri haince öldürüyor, yıllar sonrada o katil bu ülkenin en köklü saygın (ne kadar köklü ve saygın olduğunu da anlamış olduk) bir tv kanalı o eli kanlı katili canlı yayına çıkaracak kadar muhatap alabiliyor? Ne hissederdiniz? Vatan sevgisi mi? Ülke sevgisi mi? Milliyetçilik mi? Hukukun üstünlüğü mü?

8 Kasım 2010 Pazartesi

Hayatımızdaki Eksik Minareler


Hafta sonu gitmek istediğim fakat yer bulamadığım Kırmızıgül'ün "Newyorkta Beş Minare" filmine bu akşam gittim. Filmden bahsetmeden önce mısır olayından bahsetmek istiyorum. Bundan sonra sinemada sadece kendime değil sağıma ve solumada bilet alıcam, sağım solum boş oturacağım! Sağ tarafımdaki "mal" filmin ilk yarısının yarısına kadar elinde çöp kovası şeklindeki ağzına kadar dolu bir kapta mısır yedi, anlar diye suratına baktım ama nafile! Sinemada mısır yemek nasıl bir iştir, kimin icadıdır bilmiyorumda gereksiz bir özentilik gibi geliyor bana! Hani adet yerini bulsun hesabı. Evinde film izlerken ne yersen ye ama sağın solun önün arkan insanlarla doluyken o çekmeyen radyo sesini neden çıkartıp milleti rahatsız ediyorsun ki?!

Sinemaya gitmeden önce gideceğim filmin eleştirilerini okumam, gittikten sonra okur katılır ya da katılmam. Bu film ile ilgili eleştirilere baktığımda da, kırmızı gül'e biraz haksızlık edilmiş gibi, filmi beğendim açıkçası, haluk bilginer'in oyunculuğu herzamanki gibi olağanüstü muhteşem. Mustafa sandal ise polis rolünde, zaten hatırlayacaksınız "unuturum anla biraz" klibinde de belliydi böyle rolleri sevdiği. Film anlatmayı sevmiyorum o yüzden burada kesiyorum.

Ama sadece bir sahneden bahsetmek istedim, (bu yazıyı yazmamın asıl sebebide bu aslında), filmde bir sahnede; sünnete uygun giyinen, sakallı bir adam için, arka koltuktan : - çık çık çık şuna bak ya! diye bir mırıldanma geldi, bu insanlarla ne alıp veremedikleri var bilmiyorum, sanki kendi dedesi pierre cardin'den giyinip cuma namazına kol düğmelerini takıp gidiyordu. Küçük prens diye bir kitap var okuyanlar ne demek istediğimi anlayacaklardır.. Film güzel, tavsiye ederim.

7 Kasım 2010 Pazar

are you talking to me?


Son zamanlarda dilimden düşmeyen bir replik var, "are you talking to me?" besmele gibi ağzımda kurtulamıyorum, gerçi kurtulmakta istemiyorum çünkü hoşuma gidiyor bu cümleyi kurmak. Geçen telefon bankacılığında kullandım mesela, iş bankasında müşteri temsilcisine söyledim, - are you talking to me? dedim, -efendim dedi, teşekkür edip kapattım.

5 Kasım 2010 Cuma

Hayatım


Bu fotoğrafı nette buldum ve çok anlamlı geldi, Gerek özel gerek iş hayatımda tamamıyla benim hayatımdan bir kare bu..

28 Ekim 2010 Perşembe

Günah

günah

19 Ekim 2010 Salı

bu aptal cümlelerle çok eğleniyorum

Bilinçaltımda Kadınların Çantaları

o valiz kadar çantalarınıza ne koyuyorsunuz kızlar merak ediyorum!

15 Ekim 2010 Cuma

öldüğümüz yer burası

Bir haftadır başkasının hikayesi canımı yakarken, şimdi bu odada bu sandalyede gri duvarlar arasında, ayağıma takılan kablolarla, çalan telefonlarla, iyimisin engin? git biraz dinlen istersenlerle, tadı tuzu olmayan yemeklerle, yarım bırakılan kahvelerle, yabancı anne suratlarıyla, yelkovanı olmayan masa saatleriyle karşı karşıyayım. Bunlar yetmezmiş gibi > bu şarkıyı dinledim

12 Ekim 2010 Salı

ama?

5 Ekim 2010 Salı

the good, the bad, the ugly



Bazı filmler özeldir. Öyle play'e basıp izlenilmez hemen, içinde biri olan salı gününü çarşambaya bağlayan gece izledim. En iyi hissettiğim saatlerdi. Ardından uykuya daldım, atıma atladım, kanunsuzlarla savaştım, seni aradım.

26 Eylül 2010 Pazar

Batman Büyüdü...


Batman Büyüdü...

bumbugamy'e ithafen..

23 Eylül 2010 Perşembe

Tadsız bir haber..

Ayça Şen Başkan radikal gazetesinde "çek ordan bir veda" adlı son köşe yazısıyla köşesine ve okurlarına veda etti. Ama kendisinin bir kenara çekileceğini sanmıyorum, çünkü elini neye atsa başarı arkasından geliyor, yaptığı radyo programı, yazdığı kitaplar ve çıkardığı albümde bunların ispatı. Gazeteyi açar açmaz ilk onun yazısını okurdum, bu durumdan sadece ben değil tüm okuyucuların üzüldüğü yapılan yorumlarda da çok açık görülüyor.. Ayrılığın nedenini >buradaki< yazısında bulabilirsiniz.

1 Eylül 2010 Çarşamba

bazı anları kaydetmek haddim


bu yüzden foto makinesi almaya karar verdim; sordum Nikon D60 dediler, alıcam sanırım.

25 Ağustos 2010 Çarşamba

30 Eylül 2010 Ozzy Osbourne




izmir'den konsere gidecek olan varsa söylesin!
Bilet almak için: Biletix

ne zaman vaz geçtin?



immortal / enki bilal

21 Ağustos 2010 Cumartesi

NAH !

Geçen bir seminere katıldım, ilk başta herşey normaldi, 10 dakika sonra gözüm bir yere takıldı, önümde çaprazımda oturan, resimde gördüğünüz (cep telefonum ile çektim) bayan arkadaşın eli nah işareti yapmakta ve tam bana karşı, bütün seminer boyunca dikkattim dağıldı, tamam yanlışlıkla o hali alırda 40 dakika öyle nasıl tutarsın o eli sen bana karşı?

Acaba bu benim için bir işaret miydi? İşaret olduğu kesindi ama ne demek istiyordu? Ne anlamalıydım ki?

1 - Sen girerken böyle bir alıcı gözüyle baktın bana ama Nah! alırsın beni
(alıcı gözüyle bakmadım tüm öğrencileri tanıyroum seni ilk defa gördüm sadece o kadar.)
2 - Çıkarken kahve içelim mi diyecek gibi bakıyorsun ama Nah! içerim senle kahve!
(adını bile bilmediğim tanımadığım insanlara hayatım boyunca böyle birşey yapmadım)
3- Bu seminere geldin ama önünde benim gibi güzel bir hatun oturduğu için dikkatini Nah verebilirsin konuya. (güzelliğin kendine, banane bundan)
4 - Bu Nah'ın senle bir alakası yok, doğuştan elim böyle.
(yalan söyleme)
5 - Nurten bu gün seminerde arkamda bir tip oturuyordu, buna böyle 40 dk boyunca Nah yaptım sistemi çöktü safın. (bırak el işaretini striptiz yapsanda sistemim çökmez benim)

Böyle düşüncelerle sorularla uğraştım seminerin bir kısmında, sonra dikkatimi konuya verdim, oraya bakmamaya karar verdim 10dk'da bir baktım eli hala öyle psikopatın, cep telefonumla çektim bende 30.dakikada, ben çektikten sonra da , son 10 dk. eli böyleydi. Pis.

NOT : BİRDAHAKİ SEMİNERDE BENDE SENİN ÖN ÇAPRAZINDA OTURUCAM. ANLADIN SEN ONU..

14 Ağustos 2010 Cumartesi

Bayan Olmak



Abi şuna bak ya, nedir bu? Uzay mekiğinin kontrol odası sanki. Bayan olmak harbiden zor! :D

8 Ağustos 2010 Pazar

Osmanlı Tokadı




Osmanlı tokadı, Osmanlı Ordusu askerlerinin silahsız savunma ya da saldırı durumunda kullandıkları, elin her iki yanıyla yapılabilen düşmanı sersemletmek amacıyla uygulanan bir vuruştur. El ve kolun açısız ve omuzdan hızla hareketiyle hedeflenen noktaya el ile yapılan temasla yapılır. En çok yüzün her iki yanına ve enseye yapılır. Vuruşun şiddetine göre öldürücü olabilir.

Osmanlı Ordusu'nda genellikle savaşlarda birebir ve yüzyüze yapılan mücadeleler esnasında sık sık yaşanan silahın elden düşmesi ya da kırılması durumunda kullanılmıştır. Osmanlı kültüründe bir kavgada taraflar asla birbirlerine yumrukla müdahale etmezlerdi. Yüze kalıcı zararlar verme ihtimalinden dolayı birine yumrukla saldırmak son merhalede yer alır ve yumrukla ilk saldıran ayıplanırdı. Tıpkı yatağan kılıcı olanların dövüşlerde karşılarındakini aşağılamak için kılıcın kesmez yanı ile saldırmaları gibi, tokat ancak yeri zamanı, kavgadaki taraflarca bilinen kurallarla kullanılırdı. Kavgada büyük olan karşısındakini sesi etraflıca duyulan şiddetli bir tokatla uyarır ve bu durum genellikle yeterli olurdu.

Osmanlı Ordusunda meydan savaşlarında en ön safta yer alan, azab askerlerinin, esas amaçları olan karşıdaki düşmanın elit birliklerini yorma görevleri sırasında hafif silahların kısa zamanda kullanılmaz duruma gelmesi ve ağır silahların kuşanmalarının aldığı zaman çoğu kez bulunamadığında tokat atmaya başlamaları ile askerler arasında yiğitliğin eriştiği son nokta olarak görülmeye başlanmış ve bunun üzerinde popülarite kazanmıştır. Sesi ile düşmanın üzerinde yarattığı psikolojik etki sebebiyle zamanla geliştirilmiştir. Bu askerler daha eğitim safasında mermer döverek yetiştirildikleri için, çok kuvvetli ellere ve kol yapısına sahip olurlar.(Osmanlı ordusunun En büyük tokatçıları Başıbozuk (Delibaş) diye adlandırılan bir düzensiz ordudur) (wikipedia'dan alıntıdır)

5 Ağustos 2010 Perşembe

this is england




05.08.2010 saat 03:33
this is england
lora ve shaun'a bittim. Shaun'un küçüklüğüyle benim küçüklüğümün bazı benzerlikleri mevcut, bende hep kendimden büyüklerle takılmayı severdim. Lora ise çok güzel bir kız.

1 Ağustos 2010 Pazar

Levent Yüksel


Kim derdi ki bir gün D&R'dan levent yüksel albümleri alacağım.. Bu adamı seviyorum.

29 Temmuz 2010 Perşembe

alın okuyun



Einstein meşhur bulmacasını çocukken tasarlamıştı. Beş komşu ve bir balık hakkındaki bu hain problem öyle akıllıcaydı ki Einstein bu soruyu her elli kişiden yalnızca birinin çözebileceğini öne sürmüştü. Ama bu sadece
başlangıç...

Bu kitapta, şimdiye dek tasarlanmış en şaşırtıcı zihin açıcılarla
karşılaşacaksınız. Üç kapıdan birini seçerken, sürpriz partinin hangi gün
olacağına dair tahmin yürütürken ya da bilgisayarınıza düşen ve bir
şekilde hep doğru çıkan maç tahmini e-postalarının güvenilirliğini
hesaplarken gri hücreleriniz fazla mesai yapacak.
Çözümü bulmanız halinde ne kadar gururlansanız hakkınız. Ama aksi durumda lütfen sorumlu okurluğu elden bırakmayın; çözememenin verdiği sinirle fırlatılan kitap yaralayıcı olabilir.

best

22 Temmuz 2010 Perşembe

13 Temmuz 2010 Salı

Çünkü mazeretim var !


Bu gün eski bir arkadaşımla karşılaştım, sevgilisi benim eski çalıştığım ajansta stajyerlik yapıyormuş, arkadaşım benim orada çalıştığımı biliyordu, sevgilisine benden bahsetmiş, kızda ajanstakilere benden bahsetmiş, benim için "asabi" demişler.. Bunu değerlendirmeyi 1 saniye aklımdan geçirdim ve sonra kendi kendime cool bir şekilde " yo dostum, senin işlerin var " dedim.

12 Temmuz 2010 Pazartesi

matkap sesi

Üst kattımızda inşaat var, 2 haftadır günün belli saatlerinde matkap sesi topluca canımızı sıkmakta, ağzımızdan küfür çıkartmakta, bu gün yine aynı sesleri işitince yeter yahu ne yapıyorlar bunca zaman yukarıda dedim, çıkıp konuşsak nasıl olurdu , laftan anlarlarmıydı ki, nasıl tipler olabileceğini hayal ettim, bir an şöyle düşündüm :


,

11 Temmuz 2010 Pazar

15 yıl önce bu gün ne oldu haberin var mı?

Aynı duayı okuduğun insanlar, aynı yöne secde ettiğin insanlar katledilirken, 1995 Türkiye Cumhuriyeti hükümeti'nin ne yaptığını bilmiyorum. Sadece şunu söylüyorum : "Futbolun ve içkinin baş tacı edildiği bir ülkede başbakan olmaktansa köpek olmayı tercih ederim." Bernard Shaw

http://srebrenitsa.ihh.org.tr/

http://tr.wikipedia.org/wiki/Srebrenitza_katliam%C4%B1

http://video.cnnturk.com/2010/haber/6/11/srebrenitsa-katliami-2-sirp-subaya-omur-boyu-hapis


http://www.cnnturk.com/2007/dunya/09/07/karacicin.yakalanmasi.engellendi/389700.0/index.html



lennon anlatıyor(du)


Kitaplığımda gözüme bir kitap takıldı, ergenlikten kalma bir kitap, "lennon anlatıyor". Hani dünyayı değiştireceğine inandığın dönemlerden, özgürlük kelimesinin ruhunu okşadığı o bunalım dönemlerinden, kitaba şimdiki aklımla göz gezdirdim, bir cümlenin altını çizmişim kitapta, lennon'ın kurduğu bir uzun paragrafın son cümlesi : "insanlara mesaj vermeye başlarsan, insanlar sana mesajın ne diye sormaya başlarlar".. Bencede soytarılık dünyasının tüm meselesi budur. Afferin lennon.

Kıbrıs Şehitleri 2009 Haziran


Bu fotoğrafı sony cyber-shot denen dijital bir fotoğraf makinesi ile çektim. Alıcaksın bir snipper geleni geçeni indirceksin. En çokta memelerini göstermeye meraklı kızları vururdum herhalde.

Düğünlere karşı C# çalışmak


Yarın C# tan sınavım var ve birkaç sokak ötede de bir düğün var! Ben döngüler derken onlar güvercin uçuruverdim diyor, ben generics'e giriş derken onlar konyalıdan başkasına bastırmam diyor. Nedir bu ya, düğün yapacak olan adam gitsin düğün salonunda yapsın düğününü, her yaz aynı! Hani kurban bayramında belediye kesim için yerler belirler ya düğün, sünnet vb. aktiviteler içinde öyle olmalı.

Sınav stresiyle uğraşırken aklıma üniversitede yaz okuluna kaldığım günler geldi, hocalar her yaz okulu sonunda arabalarını bir model yükseltirlerdi. Ne günlerdi be...

Çok büyük bir hijyen problemimiz var!

İş bankası diyorki şifreni unutursan unut problem değil! Bas parmağını o küçük cama , mission completed! Bu iyi birşey mi kötü birşeymi karar veremedim, 4 rakamlı bir şifreyi aklında tutamayı unutacak kadar gerizekalıysan parmak izin var, ama bey efendi öyle demeyin insanların bir sürü kartı var ve hepsinin şifrelerini akıllarında tutmaları zor, özellikle yaşlılarımız için çok iyi birşey bu. O değilde aklıma şu geldi, şimdi adam burnunu karıştırdığı parmağını gelip oraya basıcak sende ondan sonra gelip kendi parmağını basıcaksın, hijyen açısından sakıncalı diyrosun ya bankamatiklerde şifreni girerken 4 tuşa basıyorsun buna ne demeli? işte bu yüzden benim tüm kartlarımın şifresi ardı ardına tekrar eden 4 aynı rakam. en güzeli yanında ıslak mendil taşımak lazım, koy keypadin üzerine bas istediğin tuşa, burdan yola çıkarsak heryerde bir engelle karşılaşıyoruz mesela cafeye gidiyorsun kapıyı açıyorsun, elin kapı koluna değiyor! Düşünüyormusun senden önce bu kapı koluna dokunan adam tuvaletten çıktıktan sonra ellerini yıkamışmı diye. sonra para üstü alıyorsun elin paraya değiyor! o parayı kimler tuttu bir bilsen. sonra otobuse biniyorsun, bir yere tutunuyorsun ve elinde binlerce bakteri, çok büyük bir hijyen sorunumuz var, evden çıkarken o doktor eldivenlerinden al tak, akşam eve geldiğinde bak o beyaz eldvenler nasıl kararıyor... Mağdem bu konu açıldı şunuda söyleyeyim, halka açık mekanlar cafe&bar tarzı yerlerdeki sıvı sabunlar hiç hijyenik değil, %70'i su ile karıştırılıyor, sende elini yıkayıp temeizlediğini sanıyorsun, en güzeli yanında sabun taşımak hani o kibrit kutusu kadar olanlardan.. Bu ne titizlik oğlum kız arkadaşınlada öpüşmüyormusun gibi yorum yapma lütfen çünkü o konuda da çekincelerim var!

Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül


Bu fotoğrafı sayın cumhurbaşkanımızın sitesinden aldım, kendisinin objektiflere "herşey yolunda" hareketi çekmesinide çok beğendim... Peki gerçekten herşey yolunda mı?

3 Haziran 2010 Perşembe

bir daha rüyası


çıktığın deliğe artık giremezsin. onları geri götüremezsin. anneni gençleştiremezsin. gördüklerini bir daha unutamazsın, duyduklarını hep hatırlarsın.

15 Nisan 2010 Perşembe

Kimin ne olduğu belli değil !

Selma AliyeKavaf'ın eşcinsellik hastalıktır gibi haklı bir yorumunun ardından abiler mi desem ablalar mı desem protesto etmişler onu bir konuşmasında... Tamam buraya kadar normalde bu fotoğraf çok komik be abi :)))))

17 Mart 2010 Çarşamba

Conan O'Brien Turnede..



"Conan O'Brien, 32 şehri kapsayacak komedi şovunun turnesine başlıyor. " haberini okuduğumda Türkiye bir ihtimal deyip baktım ama buraya gelmiyor.. Gelse iyi olurdu kültürlerimiz farklı olsada kesiştiğimiz bir çok nokta var. En basitinden bir programında şehrin içinde 4x4 kullanan adamlara ormanda değil şehirde yaşadıklarını birinin anlatması lazım demişti. Bunun gibi... Keyifle izliyorum programını denk geldiğimde. Gerçi şimdi program yapmıyor, izlediğim kanalda eski bölümleri veriyor. Televizyon aletinin iyi tarafında kendisi. Sadece kamera önünde değil tabi, Simpsonlar'da yazarlık yapmıştı bir ara, bunu öğrendikten sonra bart simpson'ın kız arkadaşına istediği hediye almak için okul saatleri sonrası barda çalışıp eve geldiğinde annesine bir kadeh süt lütfen dediğini hatırladım ve bence bu cümle sevgili O'Brien'e ait. Ama ailesi ile Kıbrıs'a tatile giden geriye dönerkende unutulan bart, giden geminin arkasından türk kaptana: beni unutunuz heey kıbrıs'ı bölen aptallar geri dönün beni almadan nereye gidiyorsunuz fuck" diye bağırmıştı. Denk gelmişsindir, bir arada gazetede çıkmıştı bu haber. Bu cehaletin o'brien'e ait olduğunu sanmıyorum çünkü o dönemde simpsonlar'da yazmıyordu. Birde haberde türkleri başında fesli gösteriyor diye eleştirmişlerdi, evet başımızda fes olması gerekir, bu bizim kökümüz ile ilgili birşey neden eleştirildiğini anlamadım. Yüzyıllardır öyle yaşamadık mı? Hatta Ulu Önderimiz Atatürk'ün bile başında fes çekilmiş fotoları yok mu? Yine mi biz kimiz e geldik ? Neyse kapatalım konuyu. Conan O'Brien'i severim.
Bizde de taklitleri var.. Biliyorsun onları.. (Ama o kısa boylu adam hariç)
Boston'da yaşayan bir arkadaşım vardı kaçırmasın bence, sadece boston değil birçok yer var gittiği ilgiliysen : http://teamcoco.com/

7 Mart 2010 Pazar

BÜYÜK EV ABLUKADA




BÜYÜK EV ABLUKADA

(Ekmek vardı tereyağı vardı utanılacak bir şey yoktu
Bir şey daha yoktu ama kavrıyamıyordum)
İşte böyle olmak en iyisidir olmakların
Bir küçük çocuğu tuttum otobüsten indirdim

(İndirmiştim
Yok olan önemli bir şeydi Allah kahretsin)

Tüm kavgasız tüm duruk tüm başıboş
Üç sayı kötü bir sayı iyi şiir dinledim
Çıkıp okudular durup dinledim
Bitmeseydi daha dinlerdim kötü mötü
Saat kaç diye sordular birisi beş yani dedi

(Ha kavgada ha aşkta
Bu gök bomboş ha kavgada ha aşkta)

Göğe baktım yerli yerinde
Haydutlar dalavereciler yerli yerinde
Vurguncular hayınlar vurdumduymazlar öyle
İyi dedim içim rahatladı
Düzen bozulmamış dedim sevindim
Tenhaca bir bölgelerinden şehre girdim

(Ben herkese varım
Başka türlü olmuyor inanmayın)

Bakın bu şehri ben kurdum ben büyüttüm ama sevemedim
(Ekmek vardı tereyağı vardı söylemiştim önemlidir
Utanılacak bir şey yoktu kime anlatmalıyım)

Ben sevemezsem sevmek kimselerin elinden gelemez
Bizi tutkulara çağırdı otobüse sosise buzdolabına
Telefona sinemalara radyolara bir sürü kancık sevdalara
Sürü sürü mutsuz alışkanlıklara
Yalana dolana itliklere keten elbiselere

(Sonra karısı öldü o çocuğun
Yalnızdı güçsüzdü herkesler gibiydi
Kirlendi kötülendi sarhoşladı pis karılara dadandı
Anladık onu ölenden başkası kurtaramaz
Ölen de kurtarmamıştı)

Bak ben seni nerenden kurtaracağım şaşacaksın
Şimdi bu taşları biz çektik değil mi ocaklardan
Bu asfaltı biz döktük biz onardık değil mi
Bu yapıları oniki kat yapmak bizim aklımızdı
Biz kurduk istersek umursamayız ya
(Abluka burada başlıyordu çünkü)
Ekmek yiyelim tereyağı yiyelim çocuk büyütelim
Sen beraber yatacağımız yatakları hazırla
Sen bir onu yap yeter bak göreceksin.

Turgut UYAR


---------------------------------------------------------

Şiir pek sevmem, nadirdir hani.. Ama bu şiirden öte be dostum!

27 Şubat 2010 Cumartesi

9 Şubat 2010 Salı

Şubat-Mart Kitap Tevsiyesi



Naber, bak bugün sana aldığım kitaplardan bahsedeyim. İş çıkışı "yakın kitabevi" adlı kitapçıya uğradım. Aklımda olan birkaç kitap vardı onlardan bahsedeyim önce.

Sakallı Celal - Orhan Karaveli

  • "Bu kadar cehalet ancak tahsille mümkün olur."
  • "Bu ülkede ilgililer bilgisiz, bilgililer de ilgisizdir."
  • "Türkiye'de aydın geçinenler Doğu'ya doğru seyreden bir geminin güvertesinde Batı yönünde koşturarak Batılılaştıklarını sanırlar."
  • "Evinde yapılan arama esnasında polis duvarda duran Karl Marx portresini sorunca "Rahmetli Babam" diye cevaplamıştır".'
  • "Meşrutiyeti getirdik olmadı, cumhuriyeti kurduk olmadı. Biraz ciddiyete ne dersiniz?"
Bu cümleler Sakallı Celal ismindeki Türk filozofa ait... Bu kitabı aldığıma çok memnunum okumak için sabırsızlanıyorum...

--------------------------------------------------------------
Eric Hobsbawm - Tuhaf Zamanlar

Bu kitabın adını birkaç dergide duydum, arkasından birkaç cümle aktarayım:

...Tuhaf Zamanlar Viyana'dan Berlin'e, Londra'dan São Paulo'ya, Moskova'dan Küba'ya, Manhattan'dan Brezilya sokaklarına sadece kitaplarda yer alan büyük olayların küçük kahramanları olarak değil, olayların fiili kahramanları olarak yer almış insanların hikâyelerini büyük bir tarihçinin hayatına dahil ediyor. "....

--------------------------------------------------------------
Mülksüzler - Ursula K. Le Guin

Bu kitabada son zamanlarda rastlar oldum, özellikle ne olucak bu dünyanın hali diye bu fani dünyayı düşünürken... arkasından bir paragraf :

"'...Vermediğiniz şeyi alamazsınız, kendinizi vermeniz gerekir. Devrim'i satın alamazsınız. Devrim'i yapamazsınız. Devrim olabilirsiniz ancak. Devrim ya ruhunuzdadır ya da hiçbir yerde değildir.' Konuşmasını bitirirken, yaklaşan polis helikopterlerinin gürültüsü sesini boğmaya başladı."

--------------------------------------------------------------

Berrin Karakaş - Üç Noktalar Sarayı

Bu kitaba Radikal gazetesinin kitap ekinde rastladım. Okuduklarım bu kitabı bende okumalıyım dedirtti bana. İçeriği konusunda yaşadığımız zamandan bir hiakayeler diyebilirim. Kapak tasarımı kötü, ders kitabını anımsatıyor... Tasarımı daha iyi olabilirdi..

--------------------------------------------------------------

Flannery O Connor - iyi insan bulmak zor

Bu kitabı metis yayınlarının sitesinde gezerken buldum, arka kapağındaki yazıları okuduktan sonra almaya karar verdim.. Bir paragraf :

"O'Connor'ın karakterlerinin çoğu sempati duyulamayacak kadar rahatsız edici, ama onları ilginç kılan tam da bu. İyi veya kötü diye sınıflandırılmaya şiddetle direnen karakterler söz konusu burada; ahlak terazisinde hangi kefenin ağır basacağını kestirmek kolay değil. Zira okuru bencilliğin, riyakârlığın, cehaletin ve hatta sırf zevk için yapılan kötülüğün dünyasına buyur eden O'Connor ahlak, dindarlık, iyi ve kötü gibi ikircikli konularda bildik klişeleri yerle bir ediyor ve neredeyse tedirgin edici, afallatıcı bir nesnellik sergiliyor. Grotesk karakterlerle dolu bu grotesk dünya, "karanlık"la yüzleşmekten korkmayan edebiyatseverlere doyurucu bir okuma vadediyor."

--------------------------------------------------------------------
Orhan Pamuk - Benim Adım Kırmızı

Orhan Pamuk hakkında çok şey yazıldı çizildi söylendi. Nihat Genç'in Orhan Pamuk hakkındaki görüşlerine de kısmen katılsamda yazar olarak baktığımda adam iyi yazıyor be abi... Ben kendisinin sadece "Kar" adlı romanını okumuştum, kitaptaki hikayenin büyük bir bölümü karsta geçiyor, kitabı okuyunca kars'a gitmeye karar verdim... Belki o otelde Ka, İpek ve Babası ile; o bembeyaz şehirde karşılaşırım... Keşke o trene binseydin ipek, biliyordum trene binmeyeceğini ama benimkiside ufak bir umut işte... Benim adım kırmızı ise osmanlı döneminden bir hikaye.. İhsan Oktay Anar'ın kitaplarındaki osmanlı döneminde anlattığı hikayelere kahramanlara benzemez ama yinede o dönemlere ait hikayeler okumuş ve okuyacak olmak güzel.

------------------------------------------------------------------------------

Almak istediğim fakat bulamadığım 2 kitap da var:

Bedri Baykam - Kemik
Evliya Çelebi - Seyahatnağme


Bedri Baykam - Kemik kitabının yeni baskısı yapılmıyormuş.
Seyahatnağme 6-7 ciltten oluşuyormuş sanırım. Yapı kredi yayınlarında bulabilirmişim.

--------------------------------------------------------------------------

Evet kitaplar hakkında söyleyeceklerim bu kadar. Mart ayının sonuna kadar biter diyorum, kitapları alırken yanımda arzu vardı, 2 ayda biter dediğimde şaşırdı... Geceleri uyuyamıyorum :)
O değilde 6 kitaba 123.50 lira para verdim, eve geldim netten baktım, kitapların hepsini internetten alsaydım 93 lira tutacaktı 30 lira fark var arada... Biliyordum böyle olacağını ama kullandığım kredi kartı internetten alışverişe kapalı, yinede çok fark olmaz diyordum oluyormuş...Tuhaf Zamanlar kitabevinde 31.50 lira internette 23 lira... Korsan 10 lira :) Bu kitapları korsan alsaydım hepsi 40 lira tutardı... Korsana hayır diyorlar birde... Bill haklı korsanı savunmakla, kesinlikle katılıyorum sana Bill. Mart ayında da sevgili genç yazar arkadaşım Pınar'ın kitabını okuyacağız inşallah :)

Kafuck yelleri...


Bak bu diziyi ilk çıktığında birkaç bölüm izlemiştim, aslı denen kızın sevgilisi deniz denin elemandı. Sonra TV'den uzaklaştım ara sıra kanal gezerken denk geldim hep, deniz ile aslı öpüşüyorlardı. İyi dedim çocuklar işi ilerletti. aradan zaman geçti aslı denen kızı efe denen hiperaktifin yanında gördüm, aradan yine zaman geçti bu sefer aslı denen bu kızcağızı efe ile aynı yatakta gördüm. Yuh yani dedim ama az demişim, geçende reklamlarda gördüm aslı denen bu kız hani atvde avrupa yakasındaki anadolu rock'çı uzun bir çocuk vardı adını bilmiyorum onla öpüşüyordu..

Kızın koynuna girmediği arkadaşı kalmadı.. Senaryoya bak, gençlik dizisi birde.. Bunu ilkokula giden kuzenlerim izliyor, izledikleri düşündükleri gördükleri şeye bak. Ne kadar miğde bulandırıcı bir şey, bir daha denk geldiğimde bakalım aslı kızımız kimin dudaklarına yapışmış olarak bulacağım. Pis.

8 Şubat 2010 Pazartesi

evinizin herşeyi..

Bu ikeadan çok sıkıldım. herşey süper pratik tasarımlar mükemmel güzelde ama abi kimin evine gitsem son zamanlarda hep aynı eşyalar, bak engin bunu ikeadan aldık, engin bak otursana şuna nasıl rahat demi ikeadan aldık.. Herşey var ikeada ve herkesin evinde.. Bak sende farkedeceksin bunu, masadan sandalyeye duvardaki raftan abajura herkesin ki aynı... Farklı baktım olaya, şimdi böyle hani kanepeler masalar falan hep parça parça ya alıyorsun sen birleştiriyorsun ya, böyle sevgilide olsa çeşit çeşit, duygusal, heyecanlı,yalancı, titiz, gibi huyları olan kumral esmer kısa saçlı uzun boylu sarışın gibi fiziksel özellikleri olsa sen özellik seçip alsan eve gelsen açsan kutuyu kol bacak parmak birleştirsen böyle monte etsen nazikçe, bir sevgilin olsa süper olur demi. Bak sende evet dedin. Mail atayım ben bunu ikeaya...

30 Ocak 2010 Cumartesi

basılı tuttum....


Çok yoğun olduğumdan blog'la pek ilgilenemiyorum ama o kadar da değil. Neler oldu bilsen diye başlayıp anlatacaklarım da fazla değil. Sadece bahsetmek istedim.

Çok eski ama yeni bir şarkı keşfettim şu ocak ayında.. "MFÖ - Hep Böyle Sev", şarkı değil yani söz yok enstrümantal bir parça, dinle bak seversin sende..

Geçen hafta sonu hemşire bir kızla tanıştım. Hoş, kibar bir bayan. Kendisi ambulansta görevliymiş, işinin zorluğundan falan bahsetti. Böyle bir iş yapan kişi sevgilin olsa hiç ilişkinde hiç sorun yaşamazsın herhalde. Nerde buluşçaz, saat kaçta buluşacağız, telefonun kapalı bilmem ne yok, Ara 112'yi gelsin hemde 24 saat :D ahaha süper ya bir an böyle düşündüm gerçekten. Sonra kendime geldim...

Yeni tanıştığım bir arkadaşım dedi ki, modaya bakışın nasıl? Bu o sorouyu bana sorduktan sonra benim kafamda da sorular oluştu, neden böyle birşey söyledi ki? Çok mu güzel giyiniyorum? yada tam tersi mi? Yada insanların giydikleri hakkındaki düşüncelerim mi? Allah Allah, banane canım dedim, moda ile pek işim olmaz ki benim, mavi jeans'in kotları güzel birde yeni çıkan herşey çok çirkin. Moda diye birşey var evet, bunu insanların çoğuna bakıp görebiliyorum, bak mesela daha 1-2 senedir yeni icat olan birşey çıktı, herkes boynuna poşu doluyor. Ben acaba kendi kendime diyordum , filistin savaşını mı protesto ediyolar acaba, filistinlilere bizde yanınızdayız mı diyorlar acaba gibisinden düşünürken zaman içinde alakası olmadığını gördüm. Birde geçen otobuste bir kadının boynundaki kolyeye takıldı gözüm, burçin yazıyordu, altın böyle el yazısı. Ne kadar farklı zevkler var deme... Sırtında da seri numarası var mıdır ki? Yada başka bir yerinde.. Neyse banane.. Moda ile alakam yok, hissettiğim gibi yaşıyor ve öyle giyiniyorum. Geçen hafta radikal gazetesinin cumartesi ekinde vardı üşümek ayıp mı günah mı diye? Bak orda moda ile alakası olan kişiler güzel yazmış, hatta bir taneside kış geldimi lahana gibi kat kat giyiniyoruz demiş. Seviyorum bu modacıları.

Bugün kendime kahve hazırlamak için mutfağa gittim, bizim ajansın mutfağı karşı binadaki kuaför olması ihtimal bir kata bakıyor.. Bugün farkettim.. Kadınlar saçlarına müdahale ettiriyorlar.. Ne güzel bir ortam.. Annem küçükken beni kendi kuaförüne götürürdü, o saçlarını yaptırırken ben ordaki kadın dergilerini kurcalardım.. Bu yüzden anlıyorum dillerinden galiba.. Yok yok, o zaman okumam yazmam yoktu korkma. Olsa da zaten ne saçma şeylerden bahsedeceğini şimdi de biliyorum. Keşke yine götürse beni annem kuaföre.. Hiç sıkılmam.. Valla bak...Birde günlere götürürdü o zamanlar beni, daha okula bile gitmiyorum, günlerde kadınlar neler neler konuşuyorlardı varya o yaşta kanım donuyordu,, dün gece bizim herif sabaha kadar uyutmadıdan tut, oda bişeymi bizimkisi.. diye verilen cevaplar. Eveet, neler neler. Annem hadi oğlum sen kadeşlerle oyna bak derdi bizi öbür odaya gönderirlerdi. Ne oldu şimdi hepsini hatırlıyorum bak. Ulan hatırladığım şeylere bak ya.. Dur eski mahalleye gittiğimde uğrayayım o teyzelere, senin bey ne yapıyor diye bir sorayım...

Bizim ajansın altında bir bakkal var, kış olduğu için doloabı çalıştırmıyor fok balığı. Ne zaman kola alsak sıcak, nasıl küfür ediyorum biliyor musun? Tansaş var biraz uzak git gel 15dk zaman kaybı yaşamayalım diye ama böylede olmaz ki. Eskiden toplu alır dolaba koyardık, kışa girerken buzdolabı bozulduğu için önümüz kış nasılsa dedik yenisini almadık ama hata etmişiz. Kış olsa bile dolabını çalıştırmayan bakkallara nalet ve lanet olsun ! Tırnakları korusun, özleri beter olsun.

Bardaklardaki kahve lekerini domestos çıkarıyor. bulaşık deterjanı bitmiş 2-3 bardak vardı, arkadaşlar gelicekti domestosla yıkayayım dedim bir baktım pırıl pırıl oldu.. Ev hanımları, siz uyuyun hala!

Para biriktirip araba almaya karar verdim, son sürat giderken birden vitesi geriye alıcam bakalım ne olacak. Birşey olmaz ise Bill ile içinde pearl jam dinlicez. İstanbulda.

Saçma salak yerlere gideceğimize adam gibi yerlere gitmek istiyorum, karar verdim bu yaz sürmene'deyim. Kardeniz ve karadeniz'in insanlarını seviyorum. Ha punu böyle bilin da!

Sinemaya yanlız gitmek gibisi yok !

Bazen başım öyle ağrıyor ki, darbeli bir matkap alıp kafatasımı delmeyi düşünüyorum. Kan akar ama değil mi?

...
Ocak ayı raporu yukarıda tarafımdan belirtilmiştir.

17 Ocak 2010 Pazar

“hayâtü’d-dünyâ”

“Dünyâ” kelimesi, Kur’ân-ı Kerim’de 115 yerde geçer Dünyâ kelimesinin kökü olan “ednâ ve türevleriyle birlikte bu sayı, 133’e yükselir “Dünya hayatı” anlamındaki “hayâtü’d-dünyâ” terkibi ise, 67 âyette kullanılır “Ednâ” kelimesi Kur’an’da küçük, az veya eksik (58/Mücâdele, 7; 73/Müzemmil, 20), daha uygun, daha münasip, daha yakın (2/Bakara, 282; 5/Mâide, 108; 33/Ahzâb, 51), daha değersiz, âdi, hayır yönünden daha az (2/Bakara, 61; 32/Secde, 21), yakın mekân, yer olarak daha yakın (30/Rûm, 3) gibi anlamlarda kullanılmaktadır

Kur’an dünya ile âhiret arasında bir tercih olursa, elbette âhiretin tercih edilmesini emrediyor Çünkü âhiret hayatı daha hayırlı ve daha kalıcıdır (93/Duhâ, 4) Dünya hayatını âhirete tercih edenler, uzak bir sapıklığa düşerler (14/İbrahim, 3) ALLAH’ın hükümlerine kulak vermeyip âhireti unutanlar, dünyaya karşılık âhireti satanlardır Böyle bir alış-veriş hiç de kârlı değildir (2/Bakara, 86) Müslümanlardan bazıları da âhiretlerini kazanmak için dünyalarını satarlar Kur’an, ALLAH yolunda cihad etmenin bu anlama geldiğini ve böylelerinin büyük bir sevaba kavuşacaklarını haber veriyor ALLAH yolunun şehitleri bu çok kârlı alış-verişin canlı örneğidir (4/Nisâ, 74)

Kur’ân-ı Kerim’e göre dünya hayatı, bir oyun (oyalanma) ve bir eğlencedir (6/En’âm, 32; 47/Muhammed, 36, vd), aldatıcı bir metâ (fayda, alınıp satılan şey) (3/Âl-i İmrân, 14, 185; 9/ Tevbe, 38, vd), geçici ve önemsizdir (4/Nisâ, 77) Dünya hayatı, yağmurla biten ve yeşeren, sonra da bir doğal âfetle yok olup giden ekin gibidir (10/Yûnus, 24; 18/Kehf, 45) Oyun, oyalanma, eğlence ve bir süs olmasının yanı sıra; mal ve çocuk bakımından bir övünme ve bir çoğalma yarışıdır O, aldatıcı bir geçinme aracıdır (57/Hadîd, 20) Mal sahibi olmak, çocuk edinmek ve diğer sahip olunan şeyler, aslında dünya hayatının süsüdür Ancak, varılacak yerin en güzeli, mutluluğun en şahanesi ALLAH’ın katındadır (3/Âl-i İmrân, 14) Dünya hayatı, bu gibi özellikleriyle aldatıcı, oyalayıcı, gaflete düşürücü, asıl maksattan uzaklaştırıcı, gelip geçici ve vefâsızdır

Din, dünyada yaşanır, âhiret dünyada kazanılır Dünya bir imtihan alanıdır, o yüzden dünyayı âhiret için yaşamalıdır Ebedî saâdet bu dünyada kazanıldığı için dünya hayatı çok değerlidir Kıymeti bilinmeli, ömür boşa harcanmamalıdır Kur’an’da dünya için “bugün” âhirete de “yarın” denilmiş, âhiretin bir gün kadar yakın olduğu ve ona azık hazırlanması istenmiştir (59/Haşr, 18) Bütün bunlarla birlikte Kur’an, dünyadan el etek çekilmesini emretmez “Yerde ne varsa hepsini sizin için yaratan ALLAH’tır” (2/Bakara, 29) buyurur Kur’an, bize çalışmayı emretmiş, dünya nimetlerinden meşrû şekilde istifade etmemizi tavsiye etmiştir: “Namaz kılındıktan sonra yeryüzüne dağılın ve ALLAH’ın lütfundan (nasibinizi) arayın ALLAH’ı çok zikredin/anın ki kurtuluşa eresiniz” (62/Cum’a, 10) Dünyadan nasibimizi unutmamamızı hatırlatır (28/Kasas, 77)

Kur’an’da “arz”, coğrafî, “dünya” ise dinî ve ahlâkî bir terim olarak yer almış; dünya kötülenir veya hafife alınırken kozmik varlığı değil; burada sürdürülen ve âhiret kaygısını geri plânda bırakan hayat tarzı kastedilmiştir Dünya, sahih hadislerde de bu anlamda kullanılır Kur’an’da kötülenen dünyadan maksat, madde ve şahsî çıkardır Mal, mevkî, şehvet, lüks ve israf gibi tutku ve eğilimler kınanırken; mânevî değerlere ve uhrevî hayata bağlılık gösterilmesi istenmiştir